|
GÜNDELİK HAYAT
1- Takvim ve Zaman Ölçüleri:
a- Zaman ve ölçüleri: Gün doğmadan, şafakla, gün ağarmadan,
sabah,
kuşluk, kocakuşluk, öğle, ikindi, günün batmasına bir
minare boyu kala, (Çingenenin karı boşadığı zaman), bu
zamana dar zaman da
denir. Akşam, yatsı.
Günler: Gireyi (Pazar), Gireytesi (Pazartesi), Gocubazar,
Tiri
Pazarı, (Salı), Keleş bazarı (Çarşamba), Bellembol bazarı
(Perşembe),
Kaymakçı bazarı (Cuma), Ödemiş bazarı (Cumartesi).m
b- Yıl ve kısımları:
İş durumuna göre: Tohum ekiminde (Arpa, buğday ekimi)
Ekim ayı. Zeytin silkimi, kestane silkimi) Ekim, Kasım.
Tütün dikimi,
mart, tütün çapası, nisan, orak biçimi (arpa biçimi) Mayıs-Haziran.
Üzüme alaca düştüğünde, ağustos
Pekmez yapımında, Eylül, incir kurutumunda.
Leyleklerin gelmesi, Mart ayı.
Meşeler güvermişti. Mayıs sonu.
Gece ile gündüzün
bir olduğu gün, Nevruz, 21 Mart.
Hıdırellez 6 Mayıs
Eyyambohur, 6 Ağustos bir hafta.
Coraz Gecesi, 17,18,19 Ocak geceleri. (Gelenek ve belirli
günlerde
Kış ayları (Erbain) 40 gün ve Hamsin 5ü) gün olmak üzere 90
gündür.
Cemreler 50 gün
içindedir. "Hamsin her aylardan kemsin" kötüsün
anlamındadır. "Kazma kürek yaktırır" tedbirsizler için zor
günlerdir. "Mart
içeri Çingen dışarı" "Mart mart atar, pire kıç
atar".
Mevsimlerin nasıl geçeceğini Önceden anlama belirtileri:
Kavak yaprağını etekten dökmeye başlarsa, kış kuvvetli
olacak ve
kış erken gelecektir. Ayva, ahlat bol olursa yine kış çok
soğuk yaz sıcak olacak
demektir. (Meteoroloji ile ilgili bilgiler I. Bölümde
verilmiştir.)
"Ülkerler 7 kız kardeşmişler, güvercin şeklinde gezerlermiş.
Avcının biri bunları görüp ateş etmiş, onlar da uçup
gitmişler,
yıldız olmuşlar. Ülker yıldızının yedi olması bundanmış. 21
Mayıs da dünyaya gelirler, bu gelişlerinin süratinden,
rüzgar ve soğuk
olurmuş. Erken açmış bitkilere zarar vererek insanlardan öç
alırlarmış." İpek böceği tutmuş olanlar, Ülker vurmasın,
dokunmasın
diye evlerinin kapılarına, pencerelerine yılanbıçağı (Yılanyastığı,
arum nickelii Miller, Arum maculatum, Çitlenbik (Yöremizde
Çıtlık denir.) Celtis australis L.) dallan asılır.
2- Bayramlar:
Dini bayramlar önemini yitirmedi. Dini vecibeler,
çocukluk değişmedikçe bayramlar, değişik eğlencelerle devam
edecek.
Erkekler camiden
gelinceye kadar, sabahı zor eden çocukların
giyinip hazırlanmaları
bitirilir. Analar kızlar da bayramlıklarını giymiş
olurlar. Anaların her zamankinden fazla işi vardır. Herkes
kendisinin daha Önce
hazırlanmasını istemesi gürültüye sebep olur. Ananın
giyinmesi ile telâş biter. Babanın camiden gelmesi beklenir.
Babanın camiden gelmesi ile bayramlaşma başlar. Büyüklerin
elleri sıra ile öpülür, bayram harçlıktan, hediyeler alınır.
Bayram yemeğine
oturulur. Yemekten sonra baba kahveye, çocuklar
yakındaki büyüklere gider. Anne, baba, nine, dede, kaynana,
kaymbaba akşam birlikte ziyaret edilir. Çocuklar gündüzden
gitseler de akşam gidenlere katılırlar.
Oğlan tarafı, oğullarının yavuklusuna (nişanlısına)
bayramlık
hediyeler gönderir. Kız tarafı da oğlana bayramlık mendil,
kıravat,
çorap, süeter gibi hediyeler gönderir. Kız tarafı olsun,
oğlan tarafı olsun,
maddi durumlarına göre hediyenin cinsi, adedi değişir.
Oğlan tarafı, kurban bayramında, kız tarafına süslenmiş kurbanlık
koç gönderir.
Kurban bayramı sabahı, kurban kesilip yendikten sonra çocuklar
ziyaretlere başlar. Kurbanın sağ böbreği, kurban sahibine
ye-dirilir.
Kurban kavurması, pilâv, tatlı (sütlaç, baklava vs.) yendikten
sonra bayra mi aşılır.
Çocuklar ziyaretlere gittikten sonra, kurbanın parçalanması
yapılır.
Bilinen fakirlere gönderilir. Gelenlere verilmek üzere de
parçalar hazırlanır.
Bu gün demirciler özellikle açık olur. Kelle,
ayaklar, demirciye
götürülür. Demirci kızgın demir ile kelle ve ayaklan
dağlar, ütüler. Yüzülmez. Böylece pişirilir.
Kurban eti yedikten sonra uyumak iyi değildir derler. Fazla
yemeden veya mide üşütmesinden hazımsızlık olursa (Yakı) olmuş
derler kekiksuyu, filizkin, nane suyu içirirler.
Et yemeği çeşidimiz azdır. Haşlama, güveç, kumbar dolması,
sura dolması, (kıyma, köfte evlerde yenidir.) külbastı,
kavurma,
kuyruk eritilir, kuyruk eridikten sonra kalan kışıma "Kak"
denir bu
ayrı kapta saklanır, bununla yumurta pişirilir. Kuyruk yağı
ile bulgur
pilâvı çok güzel olur.
Bayramın birinci gününe, bayram namazı denir. İkinci gün
gencerdir. Dördüncü günü kızlar genceridir. Beydağ'ın Kızlar
Genceri-Adagüme
(Konaklı) nin Davut Dede Genceri, Badelye (Bademli)nin
Eselli Genceri meşhurdur.
Gencerler:
Bayramın ikinci günü Pazaryeri (İlçe merkezi) Genceridir.
Bugün
çarşıda dükkânlar açıktır. Gencer yeri çok yer değiştirdi.
Müsait geniş alan nerde varsa orada kuruldu. Yönetimin ilgi
ve
önem vermesi ile şenlikli olur. Gencer alanında dolaplar
kurulur,
oyuncak, çerez, simit, köfteci, ciğerci, bisiklet
bindiriciler gibi seyyar
esnaf gelir. Dönme dolaplar kurulur, dönen atlar, uçaklar
velhasıl
çocukların gençlerin ilgisini çekecek her şey bulunur. Çok
sevilen gencer macunu,
elma şekeri, keten helvacı mevsim yaz ise
dondurmacı, şerbetçiler
gelir. Gencer yaz ayına rastlamış ise her yerde olmayan
karcı, karhelvası, şerbeti yenmeden olmaz.
Beydağ'ın tepesinde karlık denen yerde kar kuyularına kıştan
karbasılır, yazın keçeler ve çuvalların içine konarak
pazarlara götürülüp
satılır. Mevlüdü olanlar, karcılara sipariş vermek suretiyle
karlı mevlüt şerbeti de
yaparlar.
Gencer günü için, bazı becerikli yöneticiler, ödemişten
çalgı
getirtmiş, gençlerin oynayıp eğlenmesini temin etmiştir.
Gencerler, gençlerin kendilerini göstermek için, oynayıp
eğlenmeleri
için geçmişten devamedegelen gelenektir.
3- Gün: Beyköy Genceridir. Çevre köylüler, satıcılar oraya
sabahın
erken saatlerinde taşınmaya başlarlar. Bazı satıcılar yer
tutabilmek için
akşamdan gider.
1934-1935 yıllarında Hüdaverdi muhtar idi. Vali Kâzım
Dirik'in
takdirini kazanmıştı. Gencer günleri yağlı pehlivan
güreşleri
yaptırmış, köye gelir de temin etmişti. O yılların namlı
pehlivanları
getirilmiş, çevre ilçe ve nahiyelerden geniş ilgi görmüştü.
4. Gün: Kızlar Genceridir. Bu gencer yalnız BeykÖyde
kurulur.
Okulun üstünden K. Menderes ovasına bakar gibi duran
asırdide
Koca kavak (Çınar) belki beşyüz yıldır gördüğü gencerlerdeki
gençlerin heyecanı ile yaşar gibidir. Oğuzlar Ege'ye
gelişlerinde, sulak,
yüksek yerleri seçmiş olmalılar. Kondukları yere de bir
çınar dikmeyi
âdet edinmişler. Onların çadırlarına kazık olarak diktikleri
çınardan kazıklar da boy atmış, abideleşmiş, Oğuzlar burada
oturdu der
gibidir. Beydağ kalesini almak için harpte şehit düşenlerin
mezarları kalmadı, bu mezarlığa yakın, çadır kazığı
büyümüş, çökmüş, köylülerin oraya nur indi, iniyor demeleri
üzerine bu sonuca vardım.
Gencer geleneği
bizde bir hayli eski. Taassubun güçlü olduğu yıllarda
başlayan bir gelenektir. Kırkağac'ın Çam Şenliği, gibi kız
ve erkeklerin
birbirlerini görebilmesi, beğenilmesi, kendilerini
gösterebilmesi olanağının yaratılmasından doğmuş olmalıdır.
Bu
gelenekten doğma bir de atasözümüz var. "Gencerde kız,
baharda at beğenen aldanır." Buraya kızlar ve oğlanlar
beğenme ve beğenilmeye gelmektedir.
1984 yılında vefat eden 1311 doğumlu babam Mustafa Yapıcı,
"Gençliğimde gencere gelirken, mavi çuhadan yelek, kısadon,
yozdaraklı mintan, mavi, lâcivert çuhadan yelek, başımda
yeni
yapılmış iyneoyalı yazma, belimde ince zarif dokunmuş
kırmızı
kuşak, üstünde silâhlık, gümüş işlemeli ağızlık, tütün ve
saat kesesi
işleme uçları dışarı sallanır, güzel saplı kamada sokulu,
küçük bir
barut kabağı da belinde sallanır, omuzda dolma tüfek,
bazılarımızda kabzası
süslü tabanca vardı. Koca kavağın altında gurup
gurup otururduk.
Davullar çalar, gençler oynardı. Koca kavağın dalma
kurulan salıncağa kızlar, yeni evli ve nişanlı kızlar
binerdi. Salıncağa binen kızın kim olduğunu giysisinden
öğrenir, kızı beğenen delikanlı havaya bir el tabanca veya
tüfek atar, bir müddet
sonra aynı kız için başka delikanlılar da ateş ederse, bu
kızı birkaç
kişinin beğendiği anlamına gelir, işte kız o zaman tam
uçardı.
Koltuklarına karpuz sığmaz, etekleri zil çalardı. Bu arada,
kızı beğenip silâh atan oğlan, bu sefer arkadaşları ile
birlikte ateş ederler.
Bu atış delikanlının
isteğinin tastiki anlamını taşırdı. Kavga gürültü edildiği
de olurdu. Bu yüzden iki köy delikanlıları arasında
dargınlık olursa da köy ileri gelenleri aralarını bulurdu/'
diye anlatırdı...
Salıncaktaki kız nişanlı ise, çok yükseklere kadar sallanır,
korkunca
ayaklarım sallar, nişanlısı salıncağı sallayanlara lokum,
halva
ısmarlar veya para vererek salıncağın yavaşlamasını sağlar.
(Öğretmen Safinaz Hanım
da salıncağa binmiş, salıncağı yavaş-latamamışlar,
mezarlığa uçmuş fakat birşey oImamıştı.)Gencer
kurulan yerin doğu ve
güneyi büyük mezarlıktır. Güney de kavağa yakın yerde
Emir Bey türbesi vardır. (Define arayıcıları türbeyi
harabe etmişler).
Kızlar gencerine çalgı getirilir, gençler çalar oynarlar.
Güreş
tutarlar. Yer içerler. Bu gün cilveleşmelere, şakalaşmalara
göz
yumulur.
(Salıncağa binenleri otobüs, vapur tutmaz, safra kesesi
taşından rahatsız olan kimselerin şifa bulduğu söylenir.)
3- Diğer tören ve eğlenceler:
Dini bayram günlerinin dışında önem verilen günler;
Coraz
Gecesi (Cachh
Geceler): Zemheri ayının 25-30 u arası,
17, 18, 19 Ocak günleri
yılın en soğuk günleri sayılır. Bu soğuk
günlerin geceleri "CORAZ
GECESİ" dir. Bu günlerde evlerde bulgur
aşı yapılmaz, yapılırsa o yıl evde çok karınca olurmuş.
Bamya yemeği yapılmaz, yapılırca o yıl evde sümüklü böcek
(Salyangoz)
gezermiş. Su kaplarının ağızları kapatılmaz. Kadınlar,
kızlar saçlarını
taramadan yatağa girmezler, yoksa Coraz kansı (cadı) büyük
tarağı ile gelir, başı açıta açıta saçlarını tararmış. Coraz
Karısı, çirkin,
korkunç görünüşlü, elinde büyük tarağı ile evlerin bacalarından
evlere girermiş. Saçı başı karışık, seyrek dişli ihtiyar ka-dınmış.
Coraz gecesinde
özellikle kabak tatlıları, kabak yemekleri yapılır.
Bu günler kabak yendiği takdirde, o yıl boğaz ağrısı görül-mezmiş.
Bu geceler. Kabak aşı, kabak kavurması, kabak kayganası,
fırında kabak, yoğurtlu fırında kabak tatlısı. Kabak hoşafı,
kabak kızartması gibi
yemekler her öğünde yenmeye çalışılır. Dan (Mısır) unundan
helva karılır.
Hıdırellez: (Hizırilyas)
Hızır günlerini başlangıcı 6 Mayıs olarak
bilinir ve 196 gün sürer. Bu bereketli günleri eğlencelerle
karşılanır.
Sabahleyin erkenden, gün doğmadan kalkılır. Renk renk çiçekler
toplanır, başlara, yakalara takılır. Vazolar çiçekle
doldurulur. Hıdırellez sofrasında süt, yumurta, bal, peynir
bulunur. Börek,
katmer yapılır.
Yeşillikli mesire yerlerine gidilir. Yemekler yenir,
ağaçlara salıncaklar
kurulur. Kimi sallanır, kimi ip atlar, top oynanır.
Genç erkekler içki içerler. Çalıp oynanır. O günü hoşça
geçirirler. Kıştan
çıkışın sevincini yaşarlar.
Yüzlerinde çil olanlar, çillerini yok etmek için, Hıdırellez
sabahı, gölgede pişen mercimek suyu ile yıkarlar. Denenmiş
ve faydası
görülmüş...
Kadınların yaptığı el işleri:
Oyalar:
Beydağ kadınlarının birlikte boş kaldıkları günler çok
azdır. Arazinin dar, tarım ürünlerinin çeşitliliği, birlikte
dinlenme zamanlarını
azaltır. Aralık, Ocak, Şubat ayının ortasına kadar olan
zamanda birlikte olabilirler. Bu günlerde ev işlerinden
vakit buldukça
mekik, iğne, tığ, şiş eksik olmaz. Oturmaya (Gezmeye) gittikleri
yerlerde ellerinde işleri vardır. Hem konuşur, hem
oyalarını yaparlar. Oya örneklerini birbirlerinden
saklarlar. Kendisinde
olan motiften başkasında
olmasını istemezler.
Oya veya diğer işlerine başlarken uluk (Tembel, tabanı ağır)
kimselerin görmesini istemezler. Gelirse, çık dışarı yeniden
gel derler
ve ondan önce eli çabuk birini içeri alırlar. Eğer ilk işe
başlarken tembel kimse
gelir görürse, elindeki iş sürüncemede kalır,
bitiremezmiş...
Eskiden iğne oyası, tığ oyası, boncuk, pul oyası, gergef
işleri
yünden çorap, eldiven, ceket Örülürdü. Sonraları mekik
oyası, ka-naviçe,
kasnakta hesap işleri, hazır yünden süeter örme işleri
yapılmaya başladı. Boncuk ve pul oyalarını dağ kadınları
yapmaktadır. Yün bükmek, kırman çevirmek dağ köylerinin
kadınlarına kaldı. Hem hayvan otlatır hem kirman çevirirler.
El işlerinde
kullanılan araçlar: Kirman, gergef, kasnak, tığ, şiş,
iğne, yassı iğne,
mekik, mil, ıstar, çengelli iğne.
İplikler: İpek iplik (kendileri çeker ve boyarlar) hazır
boyalı
ipek, pamuk, renkli yumaklar, keten iplik, sim (Gılbıdan),
tel, yün,
kendir, keten, kıl, kendi eğirdikleri yün, boncuk, pul,
sutaşı, sim
kordon.
Kumaşlar: Çember,
krep, tülbent, yollu ipek (Bürümcük) pembezar,
patiska(Hümayın), yoz bez, İbrişim dokuma, havlu, çarşaf
(Çiğ dokuma,
hambez, düz incebez, düzince ipek), mendil (yağlık),
kendir, yün, kıl
dokumalar, kadife.
Yapılan işlerin çeşit ve adları:
Peşkir, çevre, başörtüsü, mendil (yağlık), para kesesi, saat
kesesi,
tütün kesesi, (Kav, çakmak konacak büyüklükte), çember, yemeni,
uçkur(eskiden) alın çclgisi veya tuğrelik, peçe, ocaklık
perdesi, çarşaf, bohça, yastık kılıfı, baş terliği, beşik
örtüsü, kısa don,
pencere perdesi,
gömlek, kilot, dikolta, köşe yastığı, ayna örtüsü, pano
(Duvar süsü), hırka, sedir örtüsü, masa örtüsü, döşeklik
(yataklık) örtüsü,
mangal altı, beşik örtüsü, örme, musaflık (Kuran
muhafazası).
Dağ köylerinin
kadın ve kızları daha bağırgan, frapan renkleri
kullanırlar.
Yöremizde
Renkler:
Renk bilen, ipek boyayanlar ayrı kişelerdir. Örneğin verilen
her renk
bulunur. Okka yok, dirhem yok, mıskal yok, el ayarı göz kararı
bulunan renkler insanda hayranlık bırakır. Renk ve ses
yetenek işi.
Renklerin isimleri de yöreye göre değişiyor. Bitki, çiçek,
meyve v. s. isimlendirmede kullanılıyor.
Gül kırmızısı, kırmızı, Narçiçeği, bayrak alı, vişne çürüğü,
bordo, fes
rengi, nar kırmızısı, kiremit kırmızısı, şarabi, yavru ağzı,
kan kırmızısı, şeftali bahan, çingene pembesi, pembe, şeker
pembe, gül pembe, turuncu, gurub rengi, alev rengi, kor
kırmızı, portakal rengi, san, hayıt sarı, safran sarısı,
yumurta şansı, bebek
bokusarı, kanarya
şansı, ayva sarısı, yaprak sarısı, limon sarısı, çiğ
sarı, kavun içi. Çuha
yeşili, yeşil, çimen yeşili, fıstık yeşili(Fıstıkı),
türbe yeşili, zeytin
yaprağı yeşili, yağ yeşili, Ördekbaşı yeşil,
kurbağa boku yeşil,
acı yeşil, nil yeşili, filizi yeşil, nefti, koyu yeşil,
haki, ceviz yeşili, mavi, gök mavi, petrol mavisi, gece
mavisi, açık
mavi, sümbül mavisi, limon küfü, mor, patlıcan moru,
lâcivert,
menekşe moru, patlıcan moru, pekmez kefi, sıçan tüyü, gri,
füme,
vapurdumanı, gümüşi, kahverengi, bej, deve tüyü, kakao rengi
(Çikolata), krem, sütlü kahve, kestane rengi, kula(fındıkı),
fındık kabuğu, muşmula,
ayva çürüğü, vizon, siklamen, altın sarısı,
buğday rengi, elmasiye,
kül rengi, kor rengi, kayısı rengi...
siklamen rengi, kemik
beyazı.
Kadınlann yaptıkları işlerin admı koyarken, sosyal olaylar,
doğal
olaylar, geometrik örgüler, işlenmiştir. Kullanılan
tekniklere göre
adlandırmak mümkündür.
Kullanılan motifler içinde, Orta Asya'dan geldiği söylenen
teç-timani
motifine rastladım. Nesilden nesile devreden motifler
olduğu gibi, güncel, gelişen teknik ve sosyal olaylar da
etkilemiş
yörem kadınını. Kore kilidi, tren yolu, Zeki Müren Dişi,
aşık yolunu şaşırdı, Fuar gülü, elti eltiye küstü, kaynana
sillesi, işkembe, zengin
göbeği, cennet süpürgesi, apartman örnek , gizli ıraspı
(Orospu),
kaynanadili, cilveli, sevgiliye mektup, Kıbrıs çiçeği,
üzüm, çilek, armut, domates, biber, bamya çiçeği,
enginar, nar çiçeği,
Payam(Badem), Kompir çiçeği (Patates), Fasille çiçeği, kabak
çiçeği, tirfil,
efengi çiçeği, duvar sarmaşığı, teşbih çiçeği (Ayı fındığı)/
gargeç pulu (Karaağaç), ceviz sülüğü, kelçiçek
(papatya), karpuz
çekirdeği, çimdirik, pıppır, yasemin, mor menekşe, zel-lengadeh(Nergiz);
padişahyanağı, aslan pençesi, köpek dişi, şimşir oya, kopuk
oya, sarhoşbacağı, yarımay, küpe, hercai menekşe dut üzümü,
sinekkanadı, tütünçiçeği, dağ karanfili, pampır çarkı,
elmas küpe,
yıldız, hanım göbeği, Gavak yaprağı (Çınar), sümbül.
Evde uğurlu, uğursuz sayılan kısımlar:
Kapı eşiğine
oturmak, evin nasibini kesmek kabul edilir. Oturan
için de iftiraya uğrar denir. Kapı eşiğine basarak geçmek de
iyi sayılmaz.
Gece tırnak kesmek uğursuzluk sayılır.
Gece ıslık çaldırmazlar. Şeytanları başına çağırdığı kabul
edilir. Küçüklüğümüzde, tenha yerlerden geçerken korkudan
inanışın
aksine ıslık çalardık. Bu bize adeta güven verirdi. Islığı
duyan kaçar diye
düşünürdük.
Merdiven altından geçmek uğursuzluk getirir denir.
Gece aynaya bakılmaz. Bakanın ömrü kısalırmış.
Gece sandık açılmaz. Çeyiz sandığı. Kızın nasibi gece kalırmış.
Cuma vaktinde, selâdan.itibaren iş işlenmez (Tutulmaz).
Elbise üzerinde iken, kopan düğme dikilmez. İftiraya
uğrarmış. Ya çıkarır dikilir ya da elbise çıkarılmadan,
elbisenin sahibi ağzına bir çöp, iplik alır.
Makasın ağzı açık bırakılmaz. Dedikodu olurmuş.
Banyoda şarkı söylenmez, uğursuzluk getirir.
Küçük çocukların üstünden atlanılmaz. Çocuğun boyu kısa
kalırmış. Küçük çocukların üstünden atlamak tehlikeli
olabilir.
Kuş yuvası bozanın, yuvası bozulur denir. Kuş yavrularına da
dokunulmaz, günahtır.
Horozlar erken Öterse, misafir var veya yağmur yakındır.
Yağmur
inanışı tecrübe ile sabittir.
Saçakta baykuş
ötmesi, o evden cenaze çıkacağına inanılır.
Köpek ulumasında
"Başını ye" denir. İyi sayılmaz.
Eve gök boncuk,
kaplumbağa kabuğu, üzerlik asmanın nazardan
koruyacağı kabul edilir.
Eve sağ ayakla girilir ve çıkılır.
Ülker Vurması: Ülker, gün dönümünden bir ay öncesine, 21
Mayıs'a rastlar. Sayılı günlerdendir. Ülker fırtınasını
atlattın mı
yaz geldi
demektir. 21 Mayıs'ta Ülker soğuğu bazı ağaçları vurup
kurutur, hatta hayvan ve insanlara zarar verir. Bilhassa
ipekböce-ğinin birinci uykusuna rastlar ve çok zarar verir.
Evdeki canlılara zarar
vermemesi için eve yılanbıçağı (Yılanyastığı) denen bitki
asılır. (Dancuculus
vulgaris L.) veya Çıtlık (Çitlenbik-Celtis) dalı asılır. |